Etkiyi Ölçene Sorun: Kadın Çiftçi Kredisi

Tekfen Vakfı ile TİSVA işbirliği çerçevesinde gerçekleşen Kadın Çiftçi Kredisi projesinde etkinin, projenin en başından itibaren ölçülerek izlenmesini ve ülke çapında projenin Social Return on Investment (SROI) Analizi yapılan ilk örnek olmasını Etkiyap olarak çok önemsiyoruz. Zira bir proje ve/veya yatırımın veriye ve kanıta dayalı olarak en başından ve proje/yatırım süresince ölçülmesi, o projenin/yatırımın sosyal değerinin ekonomik bir değere dönüşmesini somut olarak ortaya koyuyor. Bu da gerek kaynak dağılımı ile doğru sermaye türünün seçiminde, gerekse ölçeklendirmede bize oldukça yüksek bir standart sunuyor. 

Dünya Çiftçiler Günü: 14 Mayıs 2021’de Kadın Çiftçi Kredisi Projesi duyuruldu.
Biz de Tekfen Holding Kurumsal İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Şirketler Direktörü, Dori Kiss Kalafat ve projenin etki ölçümlemesini yürüten Etkiyap’ın Sosyal Etki Koordinatörü Ceyda Özgün ile bir röportaj gerçekleştirerek projenin etkisini en başından itibaren ölçüyor olmanın önemini konuştuk. 

Not: Proje kapsamında 18 Haziran 2021 tarihi itibarıyla 80 kadına kredi sağlanmış olup, ilk parti fonun tamamı tahsis edilmiştir.

1- Öncelikle Kadın Çiftçi Kredisi Projesi’nin ilhamı nedir ve nasıl hazırlık yaptınız? 

Dori Kiss Kalafat: Öncelikle TİSVA ile olan tanışıklığımızdan bahsederek başlayayım: 13 Mayıs 2014’de yaşanan Soma Maden Kazası’nda ne yazık ki 301 madenci hayatını kaybetti ve Tekfen olarak biz de tüm Türkiye ile aynı duyguları paylaşarak bölgedeki insanlara nasıl yardımcı olabiliriz, en azından uğradıkları ekonomik zararı nasıl azaltabiliriz diye düşünerek çalışmaya başladık. Tekfen Vakfı’nın üç kurucu ortağından ikisi olan Ali Nihat Gökyiğit ve rahmetli Feyyaz Berker, Tekfen Vakfı’na birer milyon lira şartlı bağışta bulundular. Özel olarak bu elim kazaya yönelik harcanması şartı ile yapılmış bağış sonrasında Soma’daki durumu yerinde görmek için bölgeye gittik. Hatırlayacaksınızdır, o dönemde Soma’ya tamamen iyi niyetle fakat orantısız; ihtiyacın ötesinde ve dışında bir yardım yağdı dolayısı ile bir takım çarpıklıklar yaşandı. Örnek vermek gerekirse, babası kazaya uğramayan bir çocuk neden ona bisiklet verilmediğini sorguladı. 

Ziyaretimizde bölgenin kaymakamı, ileri gelenleri, dernekleri ve bölgede şubesi olan STK’lar ile bir takım görüşmeler yaptıktan sonra şu noktaya vardık: Soma’da madencilik ve madenciliğin etrafında şekillenen sanayi ile maden bölgenin neredeyse tek geçim kaynağı haline gelmiş ve bilindiği gibi madencilik de erkek üzerine inşa edilmiş bir gelir kaynağı. Dolayısıyla aileler bir maden kazası halinde hem ailelerinden bir babayı ya da oğulu hem de tek geçim kaynaklarını kaybediyorlar. Bu durum ise birçok örnekte gördüğümüz gibi kadının, kendi ailesine (baba evine) ekonomik sebeplerden kaynaklanan zorunlu geri göçü ile sonuçlanıyor. 

Gözlemlerimize dayanarak, bölgede tek seferlik bir hibe değil kalıcı çözüm üretmek için madenciliğe alternatif olarak, kadınların aile ekonomisine katkı sağlar hale gelmesine destek olmak istedik. Hanelere ikinci bir gelir girince baba madende olsa bile oğul madene gitmek zorunda kalmasın, okusun ve başka bir meslek edinsin diye yola çıktık. Bu sırada yolumuz kurum olarak TİSVA ile kesişti. 2014’ün Mayıs ayında gerçekleşen kazayı takip eden Kasım ayında, TİSVA ile kentte bir mikrokredi şubesi kurduk ve şu an Soma’da yaklaşık olarak -kazada eşini veya yakınını kaybedip kaybetmediğine bakılmaksızın- 600 kadın mikrokredi programından faydalanıyor. Son yıllarda bu sayı büyük ölçüde değişmeyip, artık artış göstermediğinden dolayı alanımızı Soma’dan Manisa ve Manisa Ovası’na genişlettik. Aradından da, yoğun talep olduğu halde fon bulunmayan ve Tekfen olarak da yerleşik olduğumuz Mersin’e de genişlettik. 

2- Bu denkleme tarım nasıl dahil oldu? 

Dori Kiss Kalafat: Kadın/mikrokredi denklemine tarımı dahil etmeyi işin başından beri düşünüyordum. Nitekim halihazırda standard mikrokrediyi tarım için kullanan birçok kadın vardı. Tekfen’in iki önemli faaliyet alanından biri olan tarımı da dahil ederek STK, Paydaş ve İş Dünyası üçgenini kurmak istedik, çünkü bir şirketin sosyal sorumluluk faaliyetleri ile ana işi ne kadar örtüşüyor ise, paydaşların o kadar birbirlerinden besleneceğine inanıyoruz. Sürdürülebilir, girift, uzun vadeli ve “kazan-kazanın” çok daha mümkün olduğu bir kurgu olduğuna inandığım bu üçgeni, insanları daha faydalı işler yapmaya teşvik eden Covid-19 Salgını sürecinde nihayet hayata geçirebildik. İnsanların en temel ihtiyacı yiyecek ve yiyeceğin sağlanması tarım ile mümkün. Pandemi ile birlikte tarımın önemi tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yeniden anlaşıldı. 

3- Tekfen’in sürdürülebilirlik çalışmaları nelerdir, ne zaman başladı? 

Dori Kiss Kalafat: Tekfen’in kurumsal çerçevede gerçekleştirdiği sürdürülebilirlik yolculuğu bundan 3-4 sene önce başladı. Sürdürülebilirliğin ekonomi-insan-çevre boyutu kapsamında, insan için kadın çok büyük önem teşkil ediyor. Tekfen Grup Şirketleri bir inşaat ve tarımsal sanayi şirketi olduğundan, kadın çalışan oranımız %8-9 seviyesinde, yani oldukça düşük!  Diğer bir ifadeyle, kendi bünyemizde kadına yönelik yürüttüğümüz çalışmalar ister istemez sınırlı kalıyor. Ancak kadının yadsınamaz yeri, rolü olan tarımda kadınlar için ve kadınlarla birlikte yapacağımız doğru işlerin etkisine ve değiştirici gücüne inanıyoruz. Tekfen olarak kadın ile olan temasımız tarımda. Tarımda kadının adı yok ama emeği çok!

“Kadının yadsınamaz yeri, rolü olan tarımda kadınlar için ve kadınlarla birlikte yapacağımız doğru işlerin etkisine ve değiştirici gücüne inanıyoruz.
Tarımda kadının adı yok ama emeği çok!”

Tarımsal üretimde tarlada çalışan çok büyük oranda kadındır. TÜİK’in tarım sektörüne ilişkin temel iş gücü verilerine göre 2020 yılında tarımda toplam 4 milyon 515 bin kişi istihdam edildi. Bunun 1 milyon 782 binini kadınlar oluşturdu. Diğer yandan ise, Türkiye Ziraat Odaları Birliği verilerine göre, tarımda çalışan kadınların 1 milyon 367 bini ücretsiz aile işçisi olarak çalışıyor. 209 bini kendi hesabına, 201 bini ücretli veya yevmiyeli olarak istihdam ediliyor. Tarımda çalışan kadınların 1 milyon 677 bininin ise sigorta kaydı yok.

4- Kadın Çiftçi Kredisi Projesi’nden bahsedebilir misiniz, projenin kısa ve uzun dönemde hedefleri nelerdir? 

Dori Kiss Kalafat: TİSVA’da kayda değer bir fonumuzun olmasını değerlendirerek kadının tarımdaki mevcut konumunu değiştirebilecek bir mikrokredi programı planladık. Kadının salt emekçi kimliğinden çıkartılıp girişimci, başka bir deyişle çiftçi konumuna gelmesine destek olarak, TİSVA’nın halihazırda mevcut olan mikrokredi çeşitlerine bir yenisini ekleyerek, tarıma katma değeri daha yüksek katkısı olmasına yönelik bir kredi oluşturduk. Kredi burada bir araç. Esas amaç ise, kadının tarımdaki rolünü daha aktif hale getirerek, kadını farklı yönleriyle tarıma kazandırabilmek…

Projenin, kadının güçlendirilmesi, tarımın yaygınlaştırılması, yerel kalkınma, aile içi ekonomiye katkı ve dolayısıyla refah seviyesinde artış gibi konu başlıklarında pozitif bir etki yaratacağı düşünülecek olursa, her yönüyle hayırlı bir iş olarak görüyoruz. 

İlk önce, verilecek kredi tutarının ne olacağını tespit etmemiz gerekti. Krediden faydalanan bir kadın, ne kadarlık bir toprakta, ne üretmeli ki borcunu geri ödeyebilsin ve ayrıca kâr elde edebilsin. Bu noktada, tarım uzmanlarımız devreye girdi ve Toros Tarım’ın ziraat mühendisleri 1 dekar (1.000 metrekare) bir arsaya ne ekilmesi gerektiği konusunda hesaplamalar yapıp, çilek örneği üzerinden bir pilot proje ortaya çıkardılar. Buna göre, 10 bin TL kredi alan bir kadın, bir dekarlık bir alanda çilek yetiştirecek olursa, döşeyeceği 2 top sulama borusu, dikeceği 6.000 fide, 185 atacağı 185 kilo bitki besini ve benzerleri gibi giderleri yaklaşık 9.000 TL tutacak. Buna karşılık elde edeceği yaklaşık 5.000 kilo çileği, kilosu 5,5 TL fiyattan satarsa, 27.500 TL gelir elde edecek. 

Bu fizibilite çalışması gerekli kredi tutarını hesaplamak için yapıldı, ama bu vesileyle de ne ekeceğini bilmeyen ya da aklı çileğe yatan bir kadının da yararlanabileceği bir paket proje oluştu. Proje kadınlara sadece kredi vermekle sınırlı kalmıyor, kredi tahsisinin ardından doğru ve verimli üretim yapmak üzere ücretsiz bir eğitime tabii tutuluyorlar ve çalışmalarını ziraat mühendislerimiz yerinde inceleyerek onları yönlendirecek, yol boyunca ellerinden tutacak… 24 Mayıs 2021 haftası itibariyle 55 kadının kredisi tahsis edilip, temel tarım eğitimi tamamlandı. Bu kadınların tabii ki bazıları ekip biçme konusunda halihazırda tecrübeli, fakat unutmamak gerek ki tarımda doğru bilinen yanlışlar çoktur! Eğitimin içeriğine, iş güvenliği de dahil edildi; örnek vermek gerekirse bel ağrısını önlemek için tarlada çalışırken nasıl eğilmeleri gerektiğini de öğretmek gerekiyor. Aynı zamanda TİSVA da kadınlara finansal okuryazarlık eğitimi veriyor; borç nedir, nasıl geri ödenir, gelir-gider nedir gibi… Başka bir deyişle bu kadınları aile ve toplum ekonomisine ve aktif çalışma hayatına kazandırmak için kredi sadece bir araç. Bu yola çıktık ama bu yolun bizleri ve kadınları nereye götüreceği noktasında Etki Analizi, bir pusula görevi görerek devreye girecek. 

 

5- Etki Ölçümleme metodu olan Social Return on Investment ile projenin paydaşlarının; Tekfen Vakfı ve TİSVA’nın eline hangi bilgiler geçecek? 

Ceyda Özgün: Bu analizle birlikte temel tarım, iş sağlığı ve finansal okuryazarlık eğitimleri, kredinin kendisi ve uzman desteği gibi her faaliyetin hangilerinin kadınlar için daha çok değer yarattığını, hangilerinin ne tür değişikliklere sebep olduğunu tüm paydaşlar kalem kalem görebiliyor olacak ve bu değişimlerin çiftçi kadınlarımız için ağırlıklı önemi gözleniyor olacak. 

Buna ek olarak değişimlerin değerini görüyor olacağız. Tabi değer doğası gereği oldukça göreceli bir kavram. Yaşadıkları değişim kadın çiftçilerimizin her biri için farklı değere sahip olabilir. 

Benim en çok önemsediğim kısımlar: bu projenin onlar için bir muadili var mıydı, başka bir deyişle bu proje olmasaydı da aynı değişimleri yaşayabilecekler miydi, ne kadarını yaşayabileceklerdi ve yaşadıkları değişimde bu proje dışında üçüncü aktörlerin de katkısı var mıydı soruları…

Üçüncü aktörlerin bilinmesi, bu proje kapsamında kimlerle iş birliği yapılabileceği konusunda yol gösterici olabilir çünkü bir noktada aynı amaç için çalışıldığını ya da destek verildiğini gösteriyor.

6-Projenin etki ölçümlemesi SROI Analizi ile gerçekleştiriliyor. Yatırımın yaratılan değere oranını aynı birim (para birimi) ile görüyor olacaksınız. Bu karşılaştırma imkanı karar alma süreçlerinize katkı sağlar mı? 

Dori Kiss Kalafat: Elbette, ölçmek için bir birim olması şart. Mevcut olanaklarla özgüvenin, mutluluğun net bir birimi olmadığı için bu metrik bir para birimi. Kadın çiftçilerimizin kendi paralarını kazanarak, ekonomik özgürlüklerine sahip olması insanlık onurunu yüceltiyor. Kadındaki mutluluk da diğer aile bireylerine özellikle çocuklarına mutluluk ve gelecek ümidi olarak yansıyor. Etki Ölçümlemesiyle finansal değeri de ölçeceğiz fakat proje kapsamında tüm paydaşlarca asıl beklenen “1 verdik 3 aldık” değerlendirmesi değil, “mutluluk” değişimleri… 

Biz proje kapsamında doğru tarımı öğrettik. Komşusu, projeden yararlanan kadının bahçesinden elde ettiği mahsulü görünce, kendisi de doğru uygulamaları öğrenmek isteyecek; bunu da dolaylı olarak Toros Tarım için önemli bir kazanç olarak değerlendiriyoruz.

Ceyda Özgün: Projeden yararlanan kadınlarla yaptığım görüşmelerde, manzara oldukça olumlu görünüyor. Kadınların en büyük öncelikleri aile ekonomisine destek vererek, çocuklarının eğitimlerine katkıda bulunmak ve çocuklarının meslek sahibi olmaları. Bahçesi kendinin olanların hepsi toprağın değerinin farkında, çocuklarına bırakmak istiyorlar. Dori Hanım’ın ve tüm paydaşların beklentileri ile kadınlardan aldığım geri dönüşlerin uyuşması çok mutluluk verici.

Aslında Social Return on Investment, sosyal muhasebe ve finansal muhasebeden farklı olarak insanlardaki duygusal değişimleri de tespit etmeyi aynı zamanda ortak dil/birim olan para üzerinden konuşmayı temel alıyor. Elma ile elmanın karşılaştırılmasına olanak sağlıyor. Mutluluk, özgüven gibi tüm bu olumlu duyguların değerini kadınların kendileri belirliyor. Dolayısıyla analizimiz tam anlamıyla subjektif diyebiliriz. Yatırımın geri dönüşe oranı 1:1’in üzerinde olduğu sürece program çalışıyor demektir. Bir sonraki dönemde bu oranda artış gözleniyor mu değerlendirilmeli, değeri maximize etmek önemli.

7- Etki Ölçümleme ve Yönetimi (EÖY)’den beklentiniz nedir, projenin etkisinin ölçülüyor olmasının ne gibi avantajları olacağına inanıyorsunuz? 

Dori Kiss Kalafat: Kurum olarak geçtiğimiz sene toplumsal fayda odaklı çalışmalarımız için bir ‘Ortak Değer Yaratma matriksi oluşturduk. Tekfen olarak yaptığımız işleri sağduyu ile ve doğru şekilde yaptığımızı söyleyebilirim. Fakat yaptığımızı ne kadar doğru yaptık ya da yaptığımız dışında başka bir şey yapsaydık daha mı etkili olurdu, bunları bilmemiz gerekiyor. Geçtiğimiz sene, Tekfen Grup Şirketleri’ndeki toplumsal fayda odaklı çalışmalarla Tekfen Vakfı bünyesindeki çalışmalarımızı eşgüdümleme yoluna gittik. Ortak değer yaratma yaklaşımını oluşturmak ve bundan sonra herhangi bir proje kurgularken veya bir projeye dahil olup olmamayı değerlendirirken bu kriterlere göre karar almak için çalışmamızı tamamladık. Kadın Çiftçi Kredisi, çalışmamız tamamlandıktan sonra bu yaklaşımla ele aldığımız ilk proje. Dolayısıyla etkisinin kayda geçmesi, ölçümlenmesi ve veriye dayandırılması; şu soruların cevabını verecek: 

  • Ne kadar emek verdik?
  • Ne kadar kaynak ayırdık ve nasıl karşılık buldu?
  • Etki, sosyal değer ve ekonomik değer çoğaldı mı, çoğaldıysa nasıl ve ne kadar çoğaldı?
  • Kadınlar da bizim istediklerimiz ile aynı şeyi istiyorlar mı? Onlara daha faydalı olabileceğimiz başka bir yol var mı? Ya da mevcut projede neyi farklı yaparsak daha iyi olur?

8-Sizinki gibi etki odaklı projeler gerçekleştiren kurum ve kuruluşlara da Etki Ölçümlemesini tavsiye eder misiniz?

Dori Kiss Kalafat: Tabii, ölçmedikçe hedef koyamazsınız ve nereden nereye vardığınızı gerçek anlamda bilemezsiniz. Bu sebeple bundan sonraki projelerimizi de ölçümleme ile ilerleteceğiz, bir çerçeveye oturtup belirli kriterlere göre kurgulayacağız. Hem çıkış noktasında, hem de yol boyunca ölçümleme yapıp nereye doğru gittiğimizi göreceğiz, ölçeceğiz. Tabii baştan bir hedef koyulması durumunda, projenin sonunda karşınıza iyi, kötü ya da farklı sonuçlar çıkabilir. Önemli olan yol boyunca ölçerek, gidişatı gözlemleyip gerekirse duruma göre strateji değiştirmek ve bir takım ayarlamalar yapmak.

Projeler, bir tarafın verdiğini öteki tarafın doğrudan aldığı bir ilişki biçimi değildir; karşılıklı alışveriş ve iletişim gerektiriyor. Yaratılması planlanan etkiyi, yararlanıcıya zorla kabul ettiremeyiz; arz kadar talep de önemli. Yararlanıcı, “projeyi x şeklinde kurgularsan bana daha uygun olur” diye belirtince bize de yol gösteriyor. Dolayısıyla bu oldukça canlı bir ilişki. Biz projeden faydalanan kadınlara doğru çiftçiliği ve emeklerinin, kas gücünün ötesinde akıllarını ve hedeflerini de ortaya koyarak tarımı doğru yapmayı öğreteceğiz ama onlar da bize çok şey öğretecek. 

9- Dori Hanım paydaşların önemini vurguladı, sizce paydaşların bu proje özelinde ve genel olarak önemi nedir? 

Ceyda Özgün: Dori Hanım’ın da ifade ettiği gibi paydaşlar her projenin bel kemiğidir. Bir takım proje ve program tasarımlarını kurgularken, problemleri dışarıdan tespit edip çözmek için yola çıkıyoruz, çözüm üretmeye çalışıyoruz ve hepimiz kendi uzmanlık alanlarımızı ortaya koyuyoruz. Çözüme ihtiyacı olan bir grup yararlanıcı için deyim yerindeyse masa başında bir tasarım yapıyoruz. Dori Hanım’ın da belirttiği gibi “siz bizim için birşey tasarlıyorsunuz ama bize bu türlüsü değil şu türlüsü uyuyor” yönlendirmesini tespit edebilmenin tek yolu paydaşları proje veya programa henüz kurgu aşamasındayken dahil etmek ve sonrasında her aşamasında iletişimde kalmak. Projenin olduğundan daha verimli kurgulanabileceğini projenin sonucunda farketmektense, projenin başında paydaşları anlayıp, onlara göre tasarım yaparak kaynakları doğru kullanabiliriz. Kısacası bence paydaşları dahil ediyor olmanın en can alıcı noktası kaynakların doğru kullanımını sağlıyor olması. 

Dori Kiss Kalafat: Soma’daki fon kullanımı kaynakların doğru kullanımına iyi bir örnek olabilir. Bahsettiğim gibi bağışçılarımız şartlı bağışı Soma’da proje yapmak üzere sağladı fakat, eğer Soma’da ihtiyaç olmadığı halde bağışın şartı gereği projeyi orada gerçekleştirseydik doğru bir iş yapmazdık. Bir gün bölgede projeden faydalanacak kadınların sayısında en üst noktaya eriştiğimizi gözlemlersek, görev tamamlanmış demektir. Sonrasında projenin kapsamı ihtiyaç olan diğer bölgelere genişletilebilir. 

10-Proje hangi Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarını odağına alıyor?

Dori Kiss Kalafat: Projenin odağına aldığı amaçlar;

  • 1. Amaç: Yoksulluğa Son
  • 2. Amaç: Açlığa Son
  • 5. Amaç:Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
  • 8. Amaç: İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
  • 10. Amaç: Eşitsizliklerin Azaltılması 
  • 12. Amaç: Sorumlu Üretim ve Tüketim
  • 15. Amaç: Karasal Yaşam

11- Son olarak, projenin Türkiye özelinde uzun dönem etkilerinin nasıl olacağını düşünüyorsunuz, diğer kurumları da harekete geçireceğine inanıyor musunuz? 

Dori Kiss Kalafat:  Projenin nereye doğru evrildiğini görmek bizler için bir örnek teşkil edecek. Aynı zamanda biz Tekfen olarak bu gibi projelerde paylaşımcı olmayı seçiyoruz, seçmenin ötesinde, seviyoruz da. Başka kurumların da aynı projeyi başka bölgelerde uygulaması, projemizin gerçek anlamda başarıya ulaşmasını sağlayacak. Projeyi, sadece bizler için değil; Kadın Çiftçi Kredisi ve benzeri projelerin de yayılabilmesi için bir pilot olarak değerlendiriyoruz.

BUNLARA DA GÖZ ATIN

SON İÇERİKLER

TAKİP EDİN